22 Mart 2015 Pazar

5.11 Tactical Side Trip Çanta

Hepinize uzuuuuuu...uuuuun bir aradan sonra tekrar merhaba!

İş güç, hayat koşturmacası derken resmen unutmaya yüz tuttuğum bloguma bir sürü yazmak istediğim malzeme varken, hep kaldıkça kaldı. En son "üşenenin çocuğu olmazmış" diyerek bunları tekrar yazmaya karar verdim :) Bu blogu açarken hedefim yazdığım her ne olursa olsun, bunu başka yerlerde bulduklarınızdan çok daha  ayrıntılı incelemekti, ondan bunu yakalayamayacağımı anladığım yarım yazıları yazmaktansa, hiç yazmamayı seçtim.


Bugün özellikle benim gibi satış konusunda kariyer yapanlar için olmazsa olmaz bir konu olan omuzdan asmalı çanta incelemesi yapacağım. Ben genelde şirketlerin verdikleri bilgisayar çantalarını yeterli kalitede bulmadığımdan kendim alma yoluna gidiyorum.

Ama burada birkaç değişik sıkıntı var. Birincisi stil kaygısı, bir diğeri kullanışlılık, bir başkası ise fiyat. Eğer Matraş deri çanta arayan tatlı çocuklardansanız sizin için yazı burada bitebilir ;)

Ben neredeyse hergün yanımda olacak, malzemelerimi taşıyacağım çantada esas olarak kullanışlılık arıyorum. Bu çantayı alış hikayemse oldukça karışık. İzmir'de çalıştığım dönemde havalı el aletleri de satıyordum, bu yüzden sürekli büyük fabrikalara demo ürün götürerek, üretim bandında aletleri bizzat deneterek satışını yapıyordum. Buradan İstanbul'a geçişim garanti gibi olunca, hem bilgisayarımı, hem de böyle 3-5 tane el aletini alabilecek, geniş ama çirkin de olmayan bir çanta arayışına girdim. Tabi ki bu tip fabrika gezilerinde çanta sürekli bagajda, yerde derken rezil olduğu için sağlam malzemeli olması gerekiyordu. Ben de araştıra araştıra tabi ki en son 5.11 Tactical'ın bir messenger tip kapaklı çantasıyla (ki ayrıca burada inceleyeceğim) bu çanta arasında kaldım. 



Genel olarak özelliklerinden bahsetmek gerekirse:
  • 1000D kalitede ki bu sanırım en yüksek kalite kumaşlardan birisi yırtılmaya, çizilmeye dayanıklı kumaş
  • Gizli göz
  • YKK fermuarlar
  • 1.sınıf cırt cırtlar
  • 15,4" dizüstü bilgisayarları rahatlıkla alabilecek arka göz
  • Çanta içinde malzeme bulumunu kolaylaştıracak, açık gri renkli iç gözler





Kapaklı çantanın içi yeterince büyük görünmedi, bu modelin özellikle önündeki 2 büyük gözü, ve ana kompartmanın oldukça geniş, neredeyse 3-4 günlük bir gezinin kıyafetlerini alacak kadar geniş olması yüzünden Side Trip Briefcase'i seçtim. 5.11 Tactical markasını iyi tanımıyorsanız web sitelerini incelemenizi şiddetle tavsiye ederim. Zaten bütün ürünlerin altında kullanıcıların olumlu/olumsuz yorumlarını görebilir, ürünlerin bazılarıyla ilgili videolar bulabilirsiniz. 


Çanta bildiğiniz çantalara göre oldukça büyük. Tam olarak söylemek gerekirse 16,5" x 12,5" x 5,5" ki bu özellikle geniş olduğu anlamına gelmekte. Orta gözü o kadar geniş ki içini tam anlamıyla doldurursanız çantayı taşımakta ciddi olarak sıkıntı çekebilirsiniz. Çantanın ön tarafında benim gibi sevenler için patch takabileceğiniz diktörgen bir cırt cırt ile isimlik takabileceğiniz, daha dar uzun bir cırt cırt daha mevcut.

                                      
Ben çantayı aldım ama sonrada el aletleri yerine kompresör bölümündeki pozisyonda işe başlayınca benim için gereksiz büyük kaldı. Öyle ki her gören "Ooo Umut bavulla mı geziyorsun?" esprisini yapmadan geçmiyordu. Birinin ağzına kürekle vurup öldürmektense çantayı değiştirmeye karar verdim. O yüzden üstteki fotoğraf şuan depo gibi kullandığım haline ait, orta gözün genişliği orada görebilirsiniz. İç gözün arka duvarı içine başka 5.11 ürünlerini tutturabileceğiniz, kalem/fener gibi malzemelerinizi takabileceğiniz, firmanın "MOLLE/SlickStick" dediği, sisteme sahip.


Firma genelde asker, polis ve diğer kamu güvenlik kuruluşlarındaki personelleri hedef kitle olarak aldığından taktik ürünler üretiyor. Bunların içine de mutlaka en az bir adet gizli göz koyuyor. Bu çantanın da omzunuzda asılıyken önünüze kaydırıp, hemen tabancanızı alabilieceğiniz gizli bir gözü var, bu göz oldukça kaliteli cırt cırtlarla gizlenmiş durumda.Öyle ki içi neredeyse tam doluyken bile buradaki cırt cırtlar gevşemiyor. 


Sol ve sağ ön gözlerin fermuarları tabana kadar açılıyor, yani tam bir ters L şeklinde açılıyorlar. Bu sayede içine malzeme koymak ve almak oldukça kolay. Soldaki gözün içinde anahtar takabileceğiniz bir parça yanında iç düzenleme cepleri de bulunuyor. Eski masaüstü tip WD harici HDD'leri hatırlarsnız. Bunlardan bir tanesini buraya rahatlıkla koyabilirsiniz deyim, siz genişliğini anlayın.


Sağdaki göz de benzer şekilde açılıyor, genişlik olarak aynen diğer göz kadar. Tek farkı ise bunun iç gözleri farklı şeyleri takabileceğiniz şekilde tasarlanmış. Ben buraya kalem, falçata gibi ufak tefek şeyleri takarak kullanıyorum.


Yanlardaki gözlerin ikisi de birbiriyle aynı ve oldukça güzel, çift taraflı ve tutamaklı bir fermuar sistemiyle genişletebilen gözler. Burayı en geniş haline açtığınızda içine koca bir matara veya şişe koyabilirsiniz. Yine bu gözlerin de arka duvarlarında ayrı düzenleme cepleri var ki oralara da kart, kalem vs koyabilirsiniz.


Arka bilgisayar gözü neredeyse 16" bilgisayarları alabilecek genişlikte ve isterseniz bilgisayarınızı tam sabitlemenizi sağlayacak, cift tarafı cırt cırtlı düzenleyiciye sahip. Çantanın geneli gibi burası da iç tarafta gri renkte ve oldukça kaliteli bir malzemeye sahip. Arka gözün fermuarı çift yöne de açılıp kapatılabiliyor.



Şu fotoğraftan net olarak görebileceğiniz üzere çantanın askısı çantayı sağınıza çapraz taktığınızda sol omzunuza oturacak şekilde (veya tam tersi) tasarlanmış. Bunun bir mantığı var, birincisi taşırken vücudunuza en az yük binecek şekil bu. İkincisi iki eliniz de boşta kalıyor ki taktik bir çantada önemli bir avantaj. Üçüncüsü de ani bir durumda çapraz takılı çantanızı sağ omzunuzdan önünüze kaydırırsanız iki eliniz de boşken içinden birşey almanız için tam önünüzde hazır durumda olacaktır.


Sonuç kısmına gelecek olursak:

Ben bu tombulumu çok beğenerek aldım. Eğer alma amacımdaki işi yapıyor olsaydım, yerine kesinlikle başka çanta bakmazdım. İçine oldukça fazla malzeme koyabiliyorsunuz, o kadar çok malzeme alıyor ki gerçekten taşımanız zorlanıyor. Bu çantayı 2-3 günlük iş seyahatlerinizde, özellikle de takım elbise vs taşıma derdiniz yoksa tek çanta olarak kullanabilirsiniz. Ortaki geniş göze kıyafetlerinizi koyup, arka göze bilgisayarınızı koyarak rahatlıkla seyahat edebilirsiniz. 

Arka tarafında çek çek çantaların saplarına takabilmenizi sağlayan bir cebi de var ki havaalanı gibi yerlerde dört teker valizlerinizin üstüne koyarak rahatlıkla taşıyabilirsiniz. Ben bu çantaya, üretiliş amacına uygun kullanmak şartıyla çok rahat 10/10 veririm. Genel olarak 5.11 çantalar 100$ ve üzeri fiyat bandınlar, Karaköy'de Türkiye'ye getiren 2-3 firma bulabilirsiniz ama fiyatlar uçuyor, ondan mümkün mertebe Amerika'dan alışveriş yapan bir arkadaşınızın bir siparişine ekleyerek getirmenizi tavsiye ederim. 5.11 sitesinden ürünü TL fiyatla ve Türkiye teslimi sipariş de edebilirsiniz ama vergi mevzuatlarından ötürü orada göreceğiniz fiyat sayfayı kapatıp hayatınıza devam etmenize neden olacaktır. :)

Ürünün başkası tarafından yapılmış ingilizce bir video incelemesini de aşağı ekliyorum ki aklınızda özellikle boyuyla ilgili şüpheler kalmasın.





28 Ağustos 2013 Çarşamba

The Awful Samsung Galaxy W Review

Hello to all!

This is the first time I'm reviewing a product in my blog in English. This is mainly because of the massive hate I had through the time I owned the Samsung Galaxy W and want to express my feelings in common language that many more people can understand. - Galaxy W is "The Wicked Galaxy" in my words. In fact I am not a "hater guy" especially at this blog. I am trying to review the products I like to write positive words but you will now see below why I write and negative review even in English.


It was about a year ago(may be a bit more than one) that I needed a new phone. Since I was an proud Nokia N900 user, my first intention was to buy a Nokia N9 with Meego OS. But Meego was just an another Maemo which I already had in my N900 with limited app support. I am not an app fanatic but there are some common apps that I use a lot which the Nokia Maemo/Meego OS's do not support partially or fully. And since I'm not an Apple fan boy iPhone was never a choice for me that times. All these reasons made me think of buying a new phone with Android OS. That was the times that Galaxy S2 was a star smartphone and all the reviews were comparing Galaxy W and Galaxy S2. The common understanding was nearly the same for all the reviewers: Galaxy W was the best mid range phone closest to the "mighty" S2. Since S2 is the other worst smartphone of Samsung, I can now clearly understand how close they were!



After watching too many videos and reading to many articles about the "best mid-class Samsung phone" I decided to go for a Galaxy W, the worst phone I had. The second worst phone was also a Samsung, the U600. I thought "How slow can be a mid-class smartphone with 1.4 Ghz proccesor?" Now I can say that TOO SLOW! All the rumors were about a upgrade to Android 4.1.x version will be available soon to make the phone even better. But after "enough phones were sold" Samsung announced that Galaxy W will not get an 4.1.x upgrade. It still did not. Think of a smartphone still using Android 2.3.6 OS. After all that "inside rumors" this is so classy Samsung, well done!


The first problem i realized was about the Contacts. Even with a few contacts with a brand new phone, it was too slow that i took more than 5 seconds to get into Contacts. And even Galaxy S3 and S4 users still complain about this annoying lag. When you want to make a quick call, the phone nearly freeze in trying to open just Contacts. Nearly all Samsung users were complainig about this so I didn't care too much.


But then came a more annoying error: The camera failure! Camera was constantly crashing and no matter you do, you can not recover it without restarting the damn phone. (BTW the phone is ULTRA slow in beginning and shutting down too) At first I didn't care too much but when I want to take a picture of an rare object/situation the crashes began to made me feel more and more pissed off.

When I searched the net for some info I saw that it was not just me. People from all around the world was having problems, exactly the same problems about the Galaxy W. When I read their reviews all the common problem solving methods were the same. Get the phone to the service, they see how slow it was and try to hard reset it or reload the OS again. And nothing was changing. That's why I did not get my phone to the service, I was enough pissed off and I did not want to have that annoying after sales conversations.

I started to write to Samsung about my complaints via e-mail/global Facebook/Twitter pages and all the same with local Turkish Samsung pages. All I got was an auto-answer from the e-mail telling me to get my phone to service. 



Then I decided to record a video about how slow was the phone. You may see my video above starring in best UX ever. I've send this video to the same pages to just get an answer and Samsung DID NOT REPLY ME AGAIN. Hi-tech devices may have problems. And there may have several reasons for these problems. This is not the case. The case is Samsung's careless and disinterested approach to all these unhappy customers. If every user of your one series phone are complaining about your product, you SHOULD at least answer their questions. If you act like "Fuck off" the only reaction you get will be the "You Fuck off!" words. I believe that many people literally crashed/smashed their phones. If I had not need it that much during my usage period I would surely hammer it down until now. Do you think the problems are over? of course NO!


When I bought the phone I knew that the mid-duty 1500 mAh battery would not last much long, that's why I bought an original replacement battery from Amazon.co.uk. I know how to use smartphone batteries at optimum conditions. But just before even one year, both of the batteries began to last just 4 or 5 hours! You may see a screenshot above, with nearly nothing done with the phone, the battery could not finish 5 hours. I canceled all the screen animations, deleted all the music, unused apps and so on. thought I had a solution.


While trying to replace my battery today, I realized that the original battery which came with the phone was swelled. Yes it has a belly and a curved back. If you click the picture above, you may see the curves on both sides clearly. You can turn the battery on the table as if it is an spinner!

That's enough Samsung. We hate your low quality "smart"phones and your terrible after sales services. I replaced my N900 with a HTC One two weeks ago and I am extremely happy with my choice. I will NEVER EVER buy a phone (or any other product such as TV, white consumer goods etc) from SAMSUNG again.

Come on people, let the world hear your "Galaxy W stories" too! 

30 Haziran 2013 Pazar

Casio Edifice EQS-1100DB-1AVDR Analog Saat

Bu aralar genelde yazmaya zor zaman bulduğumdan yazılarım genelde "Uzun bir süreden sonra merhaba!" ile başlıyordu. Bu yazı ise ancak "Uzuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuun bir süreden sonra merhaba!" ile başlayabilir. Buralara birşeyler karalamayalı çok uzun zaman oldu. Aslında yazmak istediğim birkaç ürün var ama onlara da "kısmet" diyelim :)

Beni tanıyanlar sıkı bir Casio saat meraklısı olduğumu iyi bilir. Saat kullanmaya F-91 ile başladık. Hem hesap makinelisinden hem de sadesinden Databank'lı Casio da kullandım tabi ki. Bir G-Shock alıp çok beğenince aklım kaydı ve yaklaşık 5 yıl burada da yazmış olduğum Casio ProTrek PRG 130T saati aldım. Özellikle de işim gereği genelde takım elbise veya nispeten klasik kıyafetler giyiyor olduğum için analog bir saat ihtiyacım belirdi. Yıllar yılı salağa yattım ama güzel durmuyordu. İşte burada da araştırmalarım beni yine dönüp dolaşıp Casio Edifice Redbull serisine çıkardı.


Peki neden? Cevabım basit. Eğer bugün bir Breitling, bir Longines alamıyorsanız ara markalara dünyanın parasını dökmeye hiç gerek yok. Casio'nun özellikle de Edifice Active Racing Line dedikleri  serisi hem kalite anlamında hem de fiyat/performans anlamında Seiko vb. denklerini kesinlikle aratmıyor da ondan. Bildiğiniz gibi Formula 1 dünyanın en pahalı sporu ve markanızı burada bir takımla eşleşecek hale getiriyorsanız kalitesiz bir ürün kullanma şansınız sıfır oluyor.


Bu konuyu çok uzatmadan şöyle kapatıyorum, eğer 3 yıl üst üste F1 şampiyonu olmuş birine saat taktıracaksanız, çok dikkatli olmanız gerekir. :)


Ürün sağlam beyaz bir kutunun içinde geliyor. Bu kutunun içinde saatin durduğu şık ayrı bir lacivert kutu ve kullanma kılavuzu var. Ürünün ingilizce kılavuzunu anlamayanlar için bu yazının sonuna Türkçe kılavuzu ekleyeceğim. Bu saat hediye olduğu için fiyat konusuna değinmeyeceğim, Ersa ve Konyalı saat gibi resmi Casio distribütörlerinden fiyatını öğrenebilirsiniz. Burada fiyat demişken analog saatler replikası çok kolay yapılan saatler olduğundan kazık yemek istemiyorsanız resmi Casio satıcılarını tercih etmenizi tavsiye ederim.


Redbull işbirliği demişken Edifice ile ilgili şu ufak ayrıntıyı vermek gerekir; saatlerin iki versiyonu var. Birincisi bu seri için tasarlanmış ama standart görünen saatler, ki benimki böyle, ikincisi ise aynı saatlerin renklerine genelde hafif maviler katarak içine de Redbull logosu koyarak satılan versiyonları. Ben kendi adıma içindeki logodan hoşlanmadım. Biraz promosyon gibi durduğu için özellikle Redbull logosu olmayan ama bu seri için tasarlanmış bir saat seçtim. Aslında bu serideki saatlerin hepsi birbirine benziyor. Bugün yazıyı yazmak için Edifice sitesini açtığımda gördüğüm yeni EQW-A1200 hariç. Çünkü ona pusula ve sarsıntılara karşı dayanması açısından özel bir jel teknolojisi eklenmiş.


Saatin genel görünümü üstteki gibi. Motor sporları için üretilmiş olduğundan saniyenin binde birini ölçebilen bir kronometreye sahip olmasına şaşırmamamız gerekiyor :) Özelliklerini saymak gerekirse:

-Tough Solar güneş enerjisinden şarj (Benim vazgeçemediğim tek özellik)
-5 adet bağımsız motor sayesinde hızlı fonksiyon geçişleri
-2099 yılına kadar ayar gerektirmeyen full otomatik takvim
-1/1000 saniye ölçebilen kronometre
-Dünya saatleri
-Alarm
-Safir, yansıma yapmayan özel cam
-100 metre su geçirmezlik
-Paslanmaz çelik gövde ve kordon
-12/24 saat gösterimi
-Belirli süre karanlıkta kalırsa uyku modu mevcuttur
-Hem ayarlanan saat hem de dünya saatleri için gün ışığından yararlanma(DST) ekleyebilme.
-Farklı derinliklerdeki yazılarla 3B görünüm
-Gece kullanımları için fosforlu göstergeler.

Bunlar arasında özellikle üstünde durmak istediğim ProTrek saatlerin de vazgeçilmezi olan Tough Solar teknolojisi. Bu sayede ürün güneşten aldığı enerjiyle ömür boyu bataryasını değiştirmeden kullanılabiliyor. Bu derece su geçirmezliği yüksek ürünlerde en büyük sorun bence pil değiştirme sıkıntısıdır. Çünkü saattin o arka kapağı bir kere açıldığı zaman asla fabrika çıkışı halinde olmuyor. Bu yüzden de ben pil değiştirme derdi olmayan saatler arıyor ve alıyorum. Seiko'nun kinetik teknolojisi nispeten daha sorunlu ve gereksiz derecede pahalı olduğu için direkt elememe neden oluyor. Aynı zamanda bu solar paneller saatin orta kısmına güzel ve kaliteli bir görüntü de katıyorlar. Saat tam şarjlıyken 6 ay güneş görmeden çalışabilir. Yine tam şarjlıyken uyku konumunda 28 ay bekleyebilir. Eğer saatin saniyesi 2 saniyede bir ilerler pozisyondaysa saat uzun süredir güneşe maruz kalmamış demektir, şarj etmelisiniz.;)


Saati seçerken özellikle dikkat ettiğim kısımlardan birisi kordon kısmıdır. Çünkü saatin özellikle karşıdan görünen en önemli kısımlarından birisidir. Aslında saat almaya gittiğimde aklımdaki modellerden birisi Edifice EQS-A500 idi ama sırf kordonu inanılmaz derece kötü ve kalitesiz göründüğü için vazgeçtim. EQS- 1100'ün kordonu üstteki fotoğraflardan görebileceğiniz gibi oldukça şık ve aynı zamanda kaliteli.


Saatin bileğe oturma açısı çok güzel ayarlanmış. Aslında oldukça ağır bir saat olmasına rağmen (199 gr) bileğinizi hiç rahatsız etmiyor. Arka kapakta tuşların "Adjust" vb fonksiyonlarını gösteren yazılar ve saatin özellikleri var. Casio kullanıcıları kullanma kılavuzlarını arkadaki dört haneli sayıyla bulacağını bilir. Bu saatin kodu da 5182. Ürün analog saat olmasına rağmen ayar için çekip çevirdiğimiz bir kurma kolu yok. Çünkü bu kısım içerideki elektronik motorlarla senkronize çalışan yine elektronik bir tuş yardımıyla çalışıyor. Bu tuşun etrafında kırmızı bir halka var ve yanında da yine kırmızı Edifice logosu bulunuyor.



Saatin ayarlarını yapmakta zorlanabilirsiniz. Saati ayarlamak için adjust tuşuna saniye göstergesi 1'e gelene kadar basılı tutun. Bu bizim dünya saatini seçme konumumuz. Dünyanın hangi bölgesinde olduğunuzu düzgün seçmezseniz dünya saati uygulamanız yanlış çalışacaktır. Biz saatte ATH ile gösterilen İstanbul-Atina-Kahire saat dilimindeyiz. Bu yüzden saniye 1'e geldikten sonra reset (sağ alttaki tuş) yardımıyla saniye ibresini ATH yazısına getirmelisiniz. Sonra Adjust tuşuyla çıkın.

Devamında yine Adjust'a bu sefer saniye 2'ye gelene kadar basılı tutun. Burada Start/Stop ve Reset tuşlarıyla saati ayarlayabilirsiniz. Dikkat etmeniz gereken şey 12/24 göstergesiyle seçtiğiniz saatin aynı olması gerektiği. Yani saat 19.15 ise akrep 7 üzerindeyken tarihi gösteren kısmın sol altındaki 12/24 göstergesinin 19'u gösteriyor olması lazım. Yoksa saati 07.15 olarak ayarlarsınız ki özellikle tarih geçişleri yanlış ilerler. Buradan Mode tuşuna basarak geçtiğiniz ilk gelen gösterge senenin onluk kısmı. 2013 yılı için mode tuşuna ilk basışınızda saniye ibresinin 1'e gelmesi lazım. Sonraki basışınızda saniye 3'e gelmeli. Bir sonraki basışınız da ayı göstereceği için bugün de Haziran'da olduğumuza göre saniye 6'ya gelmeli.(Aylar 1-Ocak, 2-Şubat... şeklinde ilerliyor.) Sonra Adjust'a basarak da günü seçeceksiniz. En son Adjust'a basarak çıkış yapabilirsiniz. Şuan saatiniz 19.15 ve tarih olarak da 30.06.2013 tarihini gösteriyor. Unutmayın gösterim anlamında sene ve ayı görme şansınız yok, bunu sadece ayarlarken görebilirsiniz. Bu sayede saat 2099 yılına kadar tarih ayarı gerektirmiyor. Saatin sapması da aylık -/+ 15 sn.dir. Bu konuyla ilgili ayrıntılı anlatım saatin kullanma kılavuzunda mevcuttur.


En başta da söylediğim gibi aslında ProTrek saatimden oldukça memnunum. 5 yılda neredeyse kolumdan hiç çıkarmadım. Benim cüzdan, telefonu bile unutunca hissettiklerim bile kolumda saat yokkenki kadar garip olmuyor. Nedense kolumda saat yokken garip bir eksiklik hissediyorum. Bu yüzden yukarıdaki saat 5 yıldan fazla süre benimle her gün en az bir kere duş aldı, defalarca kez denize ve havuza girdi, -20 derecelerden +40 derecelere hava koşullarında bulundu. Yüzlerce kez bir yerlere çarpmama rağmen neredeyse hiç çizilmedi. Hayatımda yaptığım en iyi şeylerden birisi bir ProTrek sahibi olmaktı. Hala spor kıyafler giyerken onu taktığım oluyor.



Yeni saatime gelince yaklaşık 15 gündür kullanıyorum. Zaten safir camlı olduğu için çizilmeyeceğini umsam da şimdiden sağa sola çarpmaya başladım bile. :( Saatin özellikle fosfor kısmına özel bir yer açmak istiyorum. Odanın hafif loş olmaya başladığı anda bile fosforları parlamaya başlıyor. Zifiri karanlık odada ise saati görememeniz neredeyse imkansız. Oldukça fazla fosforlu malzeme görmüş olsam da(askeri amaçlı malzemeler dahil) bu kadar iyi bir fosfor sistemi görmemiştim.

Eğer hem spor hem de klasik kıyafetlerle kullanmak için fiyat/performans oranı yüksek, kaliteli bir saat bakıyorsanız Casio Edifice Active Racing serisini şiddetle tavsiye ederim.

Ürünün Türkçe kullanma kılavuzuna şu adresten ulaşabilirsiniz. Share kısmına tıkladığınızda "Download" tuşunu göreceksiniz. ;)



3 Kasım 2012 Cumartesi

Tariş Kurutulmuş Domatesli Yeşil Zeytin

İyi geceler!
"Gece gece zeytini rüyanda mı gördün Umut?" derseniz yok aslında dolapta gördüm ve bloga yazacağım en kısa yazıyı yazmak aklıma geldi.


Beni tanıyanlar "Dediğimi ye. Yediğimi kesin ye!" lafımı çok iyi bilirler. İşte size yediğim, hem de bayılarak yediğim bir ürün. Tariş'in yıllar önce ilk aldığımızda biraz da burun bükerek "Bu neymiş ki lan?" dediğimiz o efsane kurutulmuş domatesli salamura yeşil zeytini.


Ömrünüzde bu kadar güzel yeşil zeytin yemediğinize iddiaya girebilirim. Yediğiniz bütün zeytinleri unutun! Sadece o kekikli yağına ekmek bansanız yine yeter. Alın. Yeyin. Afiyet olsun. :)

NOT: Beni iyi tanıyan dostlarım yarın ilk iş açık Tariş bulmaya çalışacaklar deyim, siz anlayın ;) Bu kıyağı da herkese yapmam! :)

1 Kasım 2012 Perşembe

Philips SensoTouch RQ1150 Traş Makinesi

Hehehe bu sefer kısa bir aradan sonra merhaba! :)

Bu ara çok çalışkan gördüm kendimi, hemen yeni yazıyı patlatıyorum. Bugün tanıtacağım ürün bir traş makinesi, Philips'in Cool Skin olarak çıkardığı o muhteşem serinin güncel modeli olan SensoTouch RQ1150 modeli.


Evet işte ürünümüz ve kutu içeriği. Kutudan traş makinesi, adaptör, aynı zamanda stand görevi gören bir şarj aleti, koruma kapağı, sakal bıyık düzeltmek için ayrı başlık ve ufak bir temizleme fırçası çıkıyor. Ürünün genel kalitesi güzel. Elinize aldığınızda hafif ama kaliteli olduğunu hemen anlayabiliyorsunuz. 


Ürünü tanıtmadan önce söylemem gereken bir şey var. Ürünü uzun süre kullanmadım. Hatta bir traş haricinde kullanmadım. Çünkü zaten ürün benim değil babamın:) Ve ben sakallarımın abuk subuk yönleri yüzünden ömrüm boyu traş makinesi kullanamadım. Bu konuya yazının sonunda ayrıntılı değineceğim. Ürünü uzun süre kullanmayı beklemeden yazmamınsa bir nedeni var; o da traş makinesinden alınacak performansın oldukça kişisel bir deneyim olduğu. Yani benim nefret ettiğim bir makine sizin sakallarınızı 40 yıllık damat traşı gibi kesiyor olabilir. Bu yüzden ben 10 yıl da kullansam size bir faydası olmayacaktır. 

Vakumlu stand sayesinde banyonuzda kolayca sabitleyebileceğiniz traş makineniz hem şık bir görünüm sergileyip hem de ufak tefek kazalardan korunmuş olacaktır. İlk Cool Skin traş makinesini bilenler muhteşem kılıfını hatırlayacaklardır. Bu üründe ne yazık ki böyle bir seyahat kılıfı bulunmamakta. Ön yüzde 3 tane led lamba var. Bunlardan üstteki seyahat kilidini gösteriyor. Peki seyahat veya çocuk kilidi nedir? Traş makinenizi kapatırken tuşa 3 sn basılı tutarsanız makineniz seyahat kilidine geçecektir. Yani traş makineniz bir sonraki başlatmada 3 sn basılı tutmadan açılmayacaktır. Bu aynı zamanda evinizde yaramaz minikler varsa onların da zarar görmelerini engelleyebilecek bir özellik. Alttakiler ise batarya durumunu ve şarj olma durumunu gösteriyorlar.


RQ1150'in en güzel taraflarından bir tanesi yeni elek sistemi. Bu sistemle eskiden tamamen şerit halinde olan elek yarıklarının bir kısmı nokta şeklinde deliklerle değiştirilmiş. Buna "kaldır ve kes" adını veren Philips artık daha da yakın traş yapabildiği iddiasında. Bu kısımla ilgili yorumu eski bir Philips kullanıcısı olan babamın traş deneyimlerini aldıktan sonra alta yorum kısmında yazacağım. Aynı zamanda eski makinelerdeki yüze oturma olayı bu makinede abartılmış, başlık adeta yüzünüze yapışıyor. çünkü artık resimde gördüğünüz Mercedes yıldızı gibi olan kısım haricinde, traş başlığı da tümden her yöne yatabiliyor. Hareket halindeki tırlara dikkatli baktıysanız tekerlerde ayrı süspansiyon, tırın kabin altında bundan bağımsız bir süspansiyon daha olduğunu fark etmişsinizdir. İşte burada da aynı mantık var, bu iki hareketin birleşmesi bütün yüz tiplerini pürüssüz traş edebilecek bir başlık yaratmış. Hemen belirteyim, ürün ıslak/kuru traşa uygun. Yani isterseniz yüzünüze köpük/jel de sürerek traş olabilir, makinenizi suyla yıkayabilirsiniz. Ürünün batarya kısmı su geçirmezdir. Makinenin içine su kaçmış gibi görünse de sorun olmayacaktır. Ama şunu da belirteyim ki eski Cool Skin'ler gibi dahili jel takabileceğiniz bir kısmı yok. 


İşte geldik benim traş makinelerinde kullandığım tek özelliğe:) Nedir bu peki? Tabi ki sakal bıyık düzeltme aparatı. Ben genelde sakallarım çok uzadığında bu parçayla traş olarak 2-3 günlük kirli sakal görüntüsünü yakalıyorum. Veya top salak vs bırakmışsanız makine başlığı yuvarlak olduğundan kenarlarını bu parça olmadan düzgün almanız imkansız. 

Ürün 1 saatte şarj oluyor ve bu şarjla 55 dakika çalışabiliyor. Özenilmiş bir traşın  bile en fazla 5 dakika süreceğini düşünürsek.en az 10-11 gün şarj derdiniz olmayacaktır. Aynı zamanda zaman sıkıntısı olanlar için 5 dakika şarj edildiğinde 1 traşlık bataryanız olduğunu hatırlatalım.

Philips bu adreste ürününü kaydettirene ekstra 1 yıl garanti sözü veriyor bilginize.


Şimdi gelelim yukarıdaki envantere sahipsek bu makineyi neden aldığımıza. Sol üstteki Cool Skin babamın eski makinesi, 10 yıldan fazla süredir kullanıyor, yaklaşık 3 yılda bir bıçaklarını yeniler. ama artık bıçaklarını bulamamaya başladı. Daha da kötüsü orijinal bıçakları için 160 TL istiyor oluşları. Yani neredeyse aynı ürünün sıfırının bedeli. Bizse bu makineyi webdenal.com'dan KDV dahil 191 TL gibi oldukça uygun bir fiyata aldık.(12 taksit fiyatı hem de) Altta duran Braun FreeGlider ise bir zamanlar benim bir hevesle aldığım ama sakallarımın geriye meyilli yönleri nedeniyle kullanamadığım ve babama bıraktığım makine. Ne yazık ki düz başlık babamın yüz tipine Philips kadar iyi oturmadığı için o da çok kullanmadı. Buradan Braun'un kötü olduğu gibi bir sonuç çıkmasın, dediğim gibi traş makinesi deneyimi dünyadaki en kişisel deneyimlerden birisidir. Bazı insanların yüz şekilleri ve sakal yönleri düz elekli makinelere uygunken, bazılarınınki Philips'in 3D dediği şekle daha uygundur. Eğer traş makinesi almaya karar verirseniz iyi araştırın, fiyatlar oldukça "oynak". "Aynı makineye 320 TL isteyen de var!" deyim, siz anlayın. :)


Ben nasıl mı traş oluyorum? Tabi ki Gillette Mach 3 ile. Bugüne kadar tek bıçaklı Permatik'ten Gillette'in Sensor Excel, Blue II, 2 bıçaklı kullan at, 3 bıçaklı kullan at, Mach 3, Mach 3 Turbo, Mach 3 Sensitive, 5 bıçaklı Fusion'ına, Derby ve Wilkonson'ın envayi çeşidine, Amway'in traş bıçaklarına kadar piyasadaki bütün traş bıçaklarını denedim. Sizi temin ederim ki en iyi traşı yapan ve özellikle belirtiyorum keskinliğini en uzun süre koruyan traş bıçağı Gillette Mach 3'ün normal siyah kenarlı, mavi kayganlaştırıcı bantlı halidir. Mach'ün Turbo vs versiyonları da dahil diğerlerinin hiç birinden ondaki pürüzsüz traşı ve uzun dayanımı alamadım. Aynı zamanda fotoğraftaki traş jelini de kullanmıyorum. Gördüğünüz o basit Arko Berber Sabununu fırçayla köpürterek kullanıyorum ki benim diyen jeli cebinden çıkarır. Aynı zamanda traşta fırça kullanmak hem yüzünüze masaj yapacak hem de kan dolaşımını hızlandırarak cildinize iyi gelecektir. 

Beni iyi tanıyanlar bilir ki sakal traşı olmaktan nefret eden birisi olarak çok bile yazdım! Ve Ali Desidero der ki: "Haydi hayırlı traşlar!" :)


28 Ekim 2012 Pazar

Woly Natürel Ayakkabı Boyası

Hepinize merhabalar,

Her yazımın başı uzun süredir yazamadığım için özür dilemekle geçtiğine göre çok ideal bir blog yazarı değilim  sanırım :) Çok uzun süredir yazmayı düşündüğüm ama atladığım bir kaç ürün birikti, tatilden istifade bunları paylaşayım dedim. 

Evet abilerim, ablalarım, deri ayakkabı giyen herkes, İngiltere Kralı, rahmetli başkan Kennedy, taçsız kral Pele, Nadya Komanaçi, Fenerbahçeli Cemil! Hepsi şöhretlerini bu boyaya borçlular; Woly boya ve cilalar! :)


Biliyorsunuz haldır huldur ürün tanıtımına geçmek hiç tarzım değildir. Bu yüzden önce kısaca Woly markasını bir tanımamız gerekir diye düşünüyorum. 

Woly aslen 1861 yılına dayanan bir geçmişe sahip ama marka olarak Woly ismini kullanmaları 1931'de başlıyor. Bu yüzden ürünlerin üzerinde "Since 1861" yerine "Since 1931" yazısını görüyorsunuz. Woly ürünlerini ünlü Alman Melvo GmbH şirketi üretiyor. Melvo da aslen kurucu şirket olan Salamander altında kurulmuş bir alt şirkettir. Ve grup ayakkabı bakım ürünleri konusunda uzmandır. Woly sadece boya/cila satmaz, aynı zamanda kaliteli tabanlıklar, fırçalar, suya dayanım ürünleri gibi bir çok ürünü satmaktadır. İngilizce için orijinal siteye Türkçe için de yerli malı yurdun malı siteye bakarak marka ve ürünler hakkında daha çok bilgi edinebilirsiniz.


Gelelim bugün tanıtacağımız ürüne. Woly naturel ayakkabı boyasını uzun süredir kullanıyorum. Gerek iş icabı, gerekse günlük kullanımda deri ayakkabılar kullanıyoruz ve bunların düzenli periyotlarla bakım görmesi, kullanım ömürlerini oldukça uzatmakla beraber, güzel görünümlerini de uzun süre korumalarını sağlıyor. Ben ayakkabı ihtiyaçlarımı mümkün mertebe Derimod'dan gidermeye çalışıyorum. Her ürünü asıl işi o malı üretmek olan üreticiden almaktan yanayım. Yani bir Diesel veya CK ayakkabı bana bir şey ifade etmiyor. Derimod'dan aldığınız gerçek deri ürünleri bilirsiniz, renkleri biraz alacalıdır. Ve ürünü en güzel gösteren taraflarından birisi de bence bu sabit olmayan renkleri. Bu yüzden ben ayakkabılarımı boyamak yerine renksiz olan natürel boya ile korumayı seçiyorum. Bu sayede derinin orijinal rengi hiç bozulmuyor. 


Ürün fotoğraftan da görebileceğiniz üzere kahverengi veya siyah değil, beyaz. Ve sürdüğünüzde görüyorsunuz ki aslında renksiz. 50 ml olan boya cam bir kavanozda ve üstünde kendi süngeriyle geliyor. Ben uzun süre önce Flo'dan aldım, fiyatını da 6-7 TL gibi hatırlıyorum. Kaliteli ayakkabı mağazalarının coğunda bu ürünü bulabilirsiniz. Ben belirttiğim nedenlerden ötürü üstteki gibi renksiz, natürel olanı almanızı tavsiye ederim.


Kavanozun üstünde parlaklık, suya dayanım gibi özelliklerin hangisini ne kadar karşıladığı yazıyor. Siz de buradaki basit tablodan kullanım amacınıza uygun ürünü kolayca seçebilirsiniz. Natürel boya gördüğünüz gibi parlaklık konusunda ideal. Zaten ayakkabınızı hafif nemli bir bezle güzelce temizleyip biraz kuruttuktan sonra boyamayı yaparsanız, pırıl pırıl parladığını göreceksiniz. Bildiğiniz üzere deri, içi/üstü özel bir malzemeyle kaplanmadığı sürece su geçirir. Bu yüzden eğer aradığınız su geçirmezliği ise, sırf bunun için tasarlanmış ürünlere bakmanız gerekecektir. Çünkü bu boya bu konuda gelişme sağlasa da su geçirmezliğini garanti etmemektedir.


Onlarca lira vererek aldığınız ayakkabıları korumak ve güzel görünmelerini sağlamak işte bu kadar kolay. Ben genelde boyadıktan sonra parlatma için tekrar silmiyorum, çok parlak ayakkabıdan hoşlanmam ama aşağıda eklediğim videoda standart işlemi nasıl yapmanız gerektiğini anlatmakta. Ürünün kendi süngeri geldiği için ekstra bez kullanmanıza gerek yok. Unutmayın özellikle iş hayatında bakımsız görünen insanlar her zaman az değer ve kabul görürler ;)

İşte videomuz:


Not: En üstteki görsel Woly web sitesinden alınmıştır.

1 Mayıs 2012 Salı

Garanti Bankası Miles and Smiles Kredi Kartları

Hepinize iyi günler.

Daha önce Garanti Bankası'nın Türk Hava Yolları ile ortak kredi kartı olan Shop and Miles kredi kartlarını burada ayrıntılı olarak incelemiştim. Programın genel mantığını ve yapılan değişiklikleri anlayabilmeniz için ilk o yazıyı okumanızı tavsiye ederim. 31 Mart tarihinde Türk Hava Yolları'nın ihalesi sonuçlandı ve program ortaklığını 5 yıl daha Garanti Bankası aldı. Bir süredir Shop and Miles sitesinde 1 Mayıs 2012'den itibaren mil kazanım tablosunda değişiklikler olacağı bildirisi bulunmaktaydı ve bugün hem mil kazanım şekilleri, hem de kartların isimleri değiştirildi. 



Yeni Kartların adları Miles and Smiles Kredi kartı olarak değiştirildi. Bu zaten Türk Hava Yolları'nın sadakat programının resmi adıydı. Artık kredi kartlarının adı da bunu çağrıştıran değil, direkt aynısı olan şekle geldi. Yeni programı daha dumanı üzerindeyken sizin için hızlıca gözden geçirdim ve önemli olan değişiklikleri şimdi sizinle paylaşıyorum.:)


Yeni programda eskiden 1TL=1 mil, Gold Card'da Amex=+%15, Platinum & Privé cardlarda Amex=+%25 özelliği daha karmaşık hale getirilmiş. Tabloyu net görmek için görselin üzerine tıklayınız.

Burada benim dikkatimi en çok çeken noktalar şunlar:
Birincisi ve bence en önemlisi Garanti'nin mil kazanımının en yüksek olduğu Akaryakıt, market, Mobilya, Beyaz Eşya, Elektronik , İnternet ve mail order satışlarının millerini neredeyse %50'ye varan bir oranda düşürmesi.
İkincisi artık kartlardan kazanacağınız miller, THY statü durumunuza göre değişiyor. Yani THY Miles & Smiles kartınızın Classic olması durumunda Master Card'ınızla yapacağınız alışverişten 0,75 mil kazanacakken, kartınızın Classic Plus olması durumunda bu 0,94'e çıkıyor.
Üçüncüsü ise yeni programın tamamen American Express kartı yoğun kullandırmaya, haliyle kartın tek geçtiği yerler olan Garanti Poslarının, yani Garanti Program ortaklarının daha sık kullandırmaya yönelik, oldukça ince planlanmış bir mil kazanım programı olması.

Mevcut durumda mil kazanımında kar sağlamak için bence en az Platinum Card ve Miles and Smiles'da da Classic Plus seviyesinde olmak gerekiyor. Giyim, otel, restoran segmenti oldukça dar ve çok niş bir kitlenin yüksek mil kazanabileceği bir segment olduğundan mil kazanım şartlarında toptan bir kötüleşmeden bahsetmemiz yanlış olmaz. Artık otomatik ödemelerden, vergi ve ceza ödemelerinden mil kazanamayacağınızı da belirteyim. Program ayrıntıları için tıklayınız.


Kartların yeni finansal hizmetleri var. Bunlar arasında kartınızdan kredi çekmek, işleminizi taksitlendirmek gibi hizmetler var. Ayrıntılarına yukarıdaki linkten ulaşabilirsiniz.


Gelelim fasülyenin faydalarına. Benim tam Gold cardımın Amex'ini iptal ettirip Platinuma geçmeyi düşündüğüm bir dönemde değişen mil tablosu Amex'i iptal ettirmeyi oldukça mantıksız kılıyor. Mevcut durumda sadece Master Card'la yoluna devam edenler ilk durakta insinler daha iyi. :)

Bu arada bu kredi kartına sahip olduğunuz yıl başına 500 milin kartınıza hediye olarak yükleneceğini ve THY kanallı bilet alımlarında 1 TL=2 Mil olduğunu, isterseniz 3 taksit yaptırabileceğinizi de  müjdelemek isterim. :)

Ayrıca yazı yayınlandıktan sonra Cem Özkaynak'ın(@cemm) hatırlattığı bir ufak ayrıntıyı daha ekleyeyim istedim. Haziran 2012'den itibaren biriken milleri Miles And Smiles'da bir üst statüye geçmek için kullanabileceğiz.

Şuan kartların avantajlarından yararlanmak ve mil kazanımını sekteye uğratmamak için yapılması gereken şey en az Platinum card almak. Çünkü zaten sık seyahat ediyorsanız sadece Garantli Lounge kullanımı bile aradaki 50 TL farkı görmezden gelmek için yeterli. Bir de THY'de en az Classic Plus olur ve mümkün mertebe Amex Card ile alışverişlere devam ederseniz programdan efektif bir şekilde yararlanırsınız.


Son olarak Garanti Bankası'nın doğru kredi kartı kullanımıyla ilgili ipuçlarını içeren görseli ekleyerek yazımı bitiriyorum. Unutmayın kartlardan kazanılan mil, bonus gibi ödülleri kovalarken, bütçenizi geçmemek önemli. Hepinize iyi uçuşlar!

*Bütün görseller Miles and Smiles kredi kartları web sitesinden alınmıştır.

NOT: Gittikçe cimrileşen mil kazanımı yanında aynı kalan uçuş mil miktarları, kapatılan lounge'lar ve senelik 180 TL'ye çıkan "program ücreti" alınmasına rağmen hala alan vergisi, bilet vergisi gibi ücretler talep edilmesi gibi sebepler yüzünden Miles&Smiles Platinium kartlarımı iptal ettirmiş bulunuyorum. Yoluma daha avantajlı bulduğum Wings Black Card ile devam edeceğim.

22 Nisan 2012 Pazar

Türk Hava Yolları Boeing 777 300ER

Hepinize oldukça uzuuuun bir zamandan sonra tekrar merhaba. Bu yazıda Türk Hava Yolları'nın(@TK_TR) gözbebeği Boeing 777 300ER ile olan tesadüfi uçuşumu ve uçuş deneyimi paylaşmak istedim.



Hayat bazen çok garip şeyler sunabiliyor. Futbolu oldukça severim, sıkı bir Beşiktaş ve Real Madrid taraftarıyım. Beni yakından tanıyanlar havacılığa nasıl bir aşkla bağlı olduğumu da iyi bilirler. Bu sene başından beri cumartesi gecesi oynanacak Barcelona-Real Madrid maçını bekliyordum ki tatsız bir olay yüzünden apar topar İstanbul'a gitmem gerekti. Daha önce burada uzun uzadıya anlattığım Shop and  Miles kartımda birikmiş millerimle bilet almak istedim. Ama mille bilet alanlar iyi bilirler ki bu dönemlerde aynı güne ödül bilet kestirmek neredeyse imkansızdır. Neyse gidişte El Clasico'yu, dönüşte de Fenerbahçe-Galatasaray maçını izlememeyi göze alarak aynı güne gidiş, ertesi güne dönüş yeri buldum ve benim oldukça can sıkıcı başlayan İstanbul maceram dönüşte değişik bir şekil almaya başladı.

Dönüşte online check-in için uçağı görüntülediğimde önce şaşırdım, 3 sıralı bir uçak gövdesi çıktı. Tam "ne alaka?" derken baktım ki uçak tipi Boeing 777 görünüyor. Bu modelin uzun menzilli uçuşlar için özel tasarlandığını bildiğimden şaşırdım. Bu derece büyük bir uçağa iç hatlarda denk geleceğim aklımın ucundan geçmezdi. Hele ki zoraki bir yolculuğun, istemeye istemeye aldığım dönüş saatinde, ödül biletle bu deneyimi yaşayacağım ise hiç ama hiç aklımdan geçmezdi. Uçuşa yaklaşık 45 dk kala check-in'imi yaptım ve havaalanına "ulen inşallah hata yoktur" diye diye gittim. Kapıdaki yer hizmetlerinde görevli kızımızın "iki yıldır bir kere bile görmek nasip olmamıştı, bugün 777 göreceğim" demesiyle uçağın tipi garanti oldu. Zaten uçak büyük olduğundan 1 saat kala yolcu taşımaya başlamışlardı. Ben de ilk giden gruptaydım.


Otobüsten indiğimizde bir İstanbul - İzmir uçuşunda bineceğimi zerre tahmin etmeyeceğim dev orada duruyordu. 777 oldukça heybetli bir uçak.


Türk Hava Yolları'nın sürekli reklamını yaptığı Star Alliance üyeliğiyle ilgisi var mı bilmiyorum ama uçağımızın adı "YILDIZ"dı. Ve ön kapı yerine orta kapıdan yolcu alımı yapıldı. Bu yüzden Business Koltukları görme şansım olmadı ne yazık ki.


Uçağın motorları şuan yeryüzündeki en güçlü  jet motorlar olan General Electric GE90-115B motorları ve oldukça heybetli bir görüntüleri var. 


Bu da uçak merdiveninden, tam karşıdan çekilmiş hali. Kelimenin tam anlamıyla "Motor budur abi." :)


Uçağın içine gelecek olursak oldukça modern bir tasarıma sahip. Tabi ki ödül biletim ekonomi sınıfında olduğundan 3+3+3'lü kabin kısmındaydım. Ama kabin kesinlikle dar değil, ekonomide bile koltuk kalitesi ve rahatlığı oldukça yüksek.






Uçak koltuklarındaki ekrana ve kumanda koluna gelecek olursak; oldukça güzel bir ekran ve ön tarafında menü tuşları, arka tarafında klavye ve oyun konsol tuşları, yan tarafında da ücretli uygulamalar için kredi kartı okuyucusu olan oldukça fonksiyonel bir kumandası var. Ekranda ister oyun oynayın, ister müzik dinleyin, ister film izleyin, ister telefon görüşmesi yapın. Tek sorun iç hat seferinde kulaklıkları dağıtmıyor oluşları.



Koltuk ceplerinde standart güvenlik kartı, SkyLife dergiisi ve ekranda izleyebileceğiniz filmlerin vs tanıtımı olan ekstra bir dergi daha bulunuyor. Filmler nispeten günceldi diyebilirim. Ama tabi ki vizyon filmlerini beklemeyin.





Kulaklıklar olmadığı için ben daha çok ekrandan izleyebileceğiniz kamera seçeneklerinden kalkışı, uçuşu ve inişi izleyerek geçirdim. Uçuş esnasında uçağın altındaki kamera sayesinde üstünden geçtiğiniz yerleri görebiliyorsunuz. Şansıma hiç bulut yoktu.


İkram olarak Türk Hava Yolları'nın standart iç hat ikramı veriliyor. Burada ekstra bir durum yok.

Sonuç olarak 777 oldukça güzel ve büyük bir uçak. Bu uçağa daha uzun menzilli bir uçuşta ve en az First Class'ta binmek isterdim. Ama ekonomi koltukları bile oldukça başarılıydı.

Oldukça talihsiz başlayan yol maceram, doğum günümde, çok uzun süredir binmeyi istediğim bir uçakla hem de ödül biletle yolculuk yaparak sonuçlandı. Bu ufak sürpriz ve hediye için teşekkür ederim Türk Hava Yolları, benim gibi bir havacılık tutkununa da böyle bir hediye yakışırdı! ;)